Osmanlı Devletinde Ordu

Osmanlı devleti için ordu çok önemli bir unsurdur. Ordunun Osmanlıdaki resmi adı Ordu-yi Hümâyûn Osmanlı İmparatorluğunun ordusu anlamına gelmektedir. Osmanlı Ordusu’nun tarihi iki ana döneme ayrılabilir. Klâsik Dönem ve Modern Dönem olarak isimlendirilir. Klasik dönem, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşu olan 1299 yılı ile 19. yüzyılın başlarındaki askeri reformlar arasındaki dönemi kapsarken, Modern Dönem olarak adlandırılan dönemde Kara Ordusu, Deniz Ordusu ve Hava Ordusu olmak üzere ordu üç kısma ayrılmıştır. Bu aynı zamanda günümüz ordu sisteminin de temelini oluşturmaktadır.

Devamını Oku →

Sponsorlu Bağlantılar

Osmanlı İmparatorluğu’nun gücü,özellikle XVII. yy. ortalarına değin üstün niteliklerini koruyan askeri varlığına bağlıydı. Klasik döneminde Osmanlı ordusu,tımar sistemine dayanan ve savaş zamanı harekete geçen “eyalet askerleri” ile merkezde bulunan düzenli ve sürekli “kapıkulu” askerine dayanıyordu. Bunların yanı sıra akıncı, deli, azap, beşli, farisan, gönüllü gibi yardımcı kuvvetler de vardı.

Kapıkulu ordusunun en önemli özelliği, Osmanlı egemenliğindeki Hıristiyan ailelerden alınarak Türk –İslam geleneğine göre yetiştirilmiş çocuklardan (devşirme*) oluşmasıydı. Kapıkulu ordusu, sayıları Kanuni Sultan Süleyman döneminde 12000-15000’i bulan ateşli silahlarla donatılmış yaya kuvvetler olan yeniçeriler; ok, mızrak ve kılıç, daha sonraki dönemlerde de pistol ve karabina gibi tüfekler kullanan kapıkulu süvarileri (altı bölük), ayrıca da cebeci, topçu, lağımcı, humbaracı gibi teknik hizmet sınıflarından oluşuyordu.

XVI. yy. sonlarına kadar Osmanlı ordusunun ağırlığını eyalet askerleri (tımarlı sipahiler) oluşturuyordu. Tımar sistemine göre, her dirlik sahibi kişisel gereksinimlerine ayrılan bölümü (kılıç) dışında, tımarlarda her 3000 akçelik, zeamet ve haslarda her 5000 akçelik gelir için bir atlı asker (cebeli) beslemek zorundaydı. Bu askerlerin silah donanımları da sipahi tarafından karşılanırdı. Böylece Osmanlı İmparatorluğu miri toprakların şeri ve örfi vergilerinden yoksun kalır, buna karşılık 100 000-200 000 kişilik güçlü bir süvari kuvvetine sahip olurdu. Anadolu sipahileri, Anadolu beylerbeyinin emrinde bulunur ve kargı, ok, eğri kılıç gibi silahları kullanırlardı. Rumeli beylerbeyinin emrindeki Rumeli sipahilerinin silahı ise, ince uzun süvari mızrağı ve düz namlulu kılıçtı. Osmanlı süvarileri, Avrupa şövalyeleri gibi hareket yeteneğini sınırlayan plakalar biçiminde zırh giymezler, göğüslerine ve kollarının dirsekten aşağısına demirden göğüslük ve kolluk takarken vücutlarının öteki bölümlerini örme zırhla kapatırlardı.

Akıncılar ve deliler, hafif süvarilerdi. Rumeli’de görev yapan akıncıların sayısı XVI. yy.’ da 40 000 kadardı. Bunlar ordunun önünden gider, düşman ordusunun ilerleyişini engellemek, keşif yapmak görevlerini üstlenirlerdi. XV. yy. sonlarında Rumeli’de Türkler ile birlikte Boşnak, Hırvat, Sırp gibi Slav halklarından oluşturulan delilerin, ürkütücü bir görünümü vardı. Azaplar, Osmanlı ordusunun hafif piyade kuvvetleriydi. Farisanlar süvari olarak sınır kalelerinde hizmet görürlerdi.

Sefere çıkan Osmanlı ordusunun yürüyüş düzeni olağanüstüydü. Akıncılar (daha sonra Kırım Tatarları), öncü (pişdar) olarak ordudan iki üç günlük bir uzaklıkta bulunurlardı. Onları, yol açan, köprüleri onaran, yürüyüş hattını saptamak için kazıklar çakan kazmacılar izlerdi. Sonra kapıkulu askerleri ortada, tımarlı sipahiler kanatlarda olmak üzere asıl ordu gelirdi. Asıl orduyu erzak ve mühimmatı koruyan artçılar (dümdar) izlerdi. Yürüyüşe genellikle gece yarısı ya da sabaha karşı başlanır, konaklama yerine varış öğle vaktini bulurdu. Konaklama yerinin merkezinde padişahla birlikte kapıkulu askeri ve devlet ricali yer alırdı. Her eyalete ait tımarlı sipahiler, merkezin açıklarında dururdu. Demirci, saraç, kasap, fırıncı gibi zanaatçılarla sakalar konaklayan orduya hizmet verirlerdi.

Osmanlı ordusunun ağırlığını, sayıları kapıkulu kuvvetlerinden çok daha fazla olan tımarlı sipahilerin oluşturması savaş düzenini ve taktiklerini de etkilemişti. Savaş düzeni esas olarak ortada bir merkez ile bu merkezin sağında ve solunda yer alan iki kanat sipahi grubundan oluşuyordu. Yeniçeriler ve öteki kapıkulu kuvvetlerinin yer aldığı merkez, siperler,arabalar ve öne aralıklı olarak yetiştirilen toplarla korunurdu. Düşmanın saldırısını kıracak asıl çekirdek, burasıydı. Kanatlardaki sipahiler ise düşman saflarını parçalamak için, geri hatlara sarkarak çevirme hareketlerinde bulunurlardı.

Osmanlılar’ın, XV. yy. başlarında kuşatma topunu, aynı yüzyılın ortalarında, İkinci Kosova Savaşı’nda da sahra topunu kullandıkları bilinmektedir. Kuşatma topları, surlarda gedik açmaya yarayan büyük gülleler atacak güçteydi. Mehmet II’nin, İstanbul kuşatmasında, o döneme değin görülmemiş büyüklükte toplar kullandığı bilinmektedir. Osmanlılar topu meydan savaşlarında da başarıyla kullandılar; Otlukbeli (1473), Çaldıran (1514), Mercidabık (1516), Ridaniye (1517), Mohaç (1526) savaşlarında topun önemli etkisi oldu. Tüfek ise, Mehmet II döneminde yeniçerilerin tümünde bulunan bir silahtı. Osmanlıların kullandığı tüfeklerin namlusu Avrupalılar’ınkinden daha uzundu ve daha büyük çaplı mermi atabiliyordu.

XVI. ve XVII. yy.’larda ateşli silahların kullanılmasındaki büyük gelişme, profesyonel orduyu zorunlu kıldığından tımarlı sipahilerin sayısı azalırken kapıkulu ordusunun sayısı 1567’de 48 000’e 1620 yıllarında ise 100 000 dolaylarına yükseldi.

XVI. yy. sonlarına kadar Avrupa ve Asya’da karşısında hiçbir gücün duramadığı Osmanlı ordusu sonraki yıllarda Avrupa’da ortaya çıkan askeri teknolojideki yenilikleri ve bunun sonucu olarak savaş yöntemlerindeki gelişmeleri yeterince izleyemedi. Başlangıçta bu gerilik mutlak değil, göreceydi ve etkisini hemen göstermedi. Ancak XVII. yy. sonlarındaki yenilgiler Osmanlı ordusunun batı orduları karşısında savaş gücünü yitirdiğini açıkça ortaya koydu.

Osmanlı ordusunda ilk ıslahat hareketine kalkışan padişah Osman II oldu. Hotin Seferi’ndeki başarısızlıktan yeniçerileri sorumlu tutan Osman II, Yeniçeri Ocağı’nı kaldırarak yeni bir ordu kurmak düşüncesindeydi. Ancak bu düşüncesini gerçekleştirmeye fırsat bulamadan tahttan indirildi ve yeniçeriler tarafından öldürüldü. Murat IV ve Köprülüler dönemindeyse Yeniçeri Ocağı ve öteki Kapıkulu Ocakları baskı ve katı disiplinle ıslah edilmek istenildi; çağın gereklerine uygun bir yenilik hareketi görülmedi.

1683-1699, 1716-1718 savaşlarından sonra Osmanlı devlet adamları, artık Osmanlı İmparatorluğu’nun eski yasa ve kurumları ile içine düştüğü gerileme ve dağılmadan kurtulamayacağını anladılar. 1718’den başlayarak Avrupa kurumlarının alınması bir zorunluluk olarak kabul edildi ve bu yönde ıslahat hareketleri başladı. Ancak, bu yeni dönemde de yeniçeriler hiçbir ıslahatı kabul etmediklerinden Yeniçeri Ocağı’na el atılamadı. Islahat hareketleri, genellikle Osmanlı ordusunun teknik sınıflarıyla donanmasında gerçekleştirebildi. Osmanlı devlet adamlarının görüşlerinde ortaya çıkan değişikliklerin doğal bir sonucu olarak, bazı Avrupalılar Müslüman olarak Osmanlı İmparatorluğu’nun hizmetine girdi ve Osmanlı ordusunun çeşitli kurumlarında görev aldı. Bunların ilki ve en önemlilerinden biri, bir Fransız soylusu olan Humbaracı Ahmet Paşa’ydı. Humbaracı Ocağı’nın başına getirilen Humbaracı Ahmet Paşa bu ocağı yeni bir düzene soktu. Gene Humbaracı Ahmet Paşa’nın girişimiyle 1734 yılında Üsküdar’da Osmanlı İmparatorluğu’nda ilk subay yetiştirme okulu olan “Hendesehane” açıldı.

XVIII. yy.’ın ikinci yarısında, özellikle Fransa’nın yardımıyla Topçu Ocağı’nda oldukça önemli yenilikler gerçekleştirildi; “sürat topçuları” adı altında yeni bir topçu sınıfı oluşturuldu; top döküm ocağı da çağın koşullarına uygun bir düzeye getirildi.

Selim III döneminde, bu yenilik hareketleri daha da ileri götürüldü. Yeniçeri Ocağı herhangi bir yeniliği kabul etmeyecek kadar denetimden çıkıldığından, onların dışında yeni bir kara ordusu (Nizam-ı Cedit) kuruldu. Bu orduya subay yetiştirmek için de “Mühendishane-i Berri-i hümayun” adı altında bir okul açıldı. Bu yenilikler Selim III’ün tahttan indirilmesi (1807) ile bir süre kesintiye uğradıysa da, 1808’de Mahmut II’nin tahta geçmesiyle yeniden başladı ve 1826’da tüm askeri yeniliklerin önünde en büyük engel olan Yeniçeri Ocağı kaldırıldı; “Asakir-i Mansure-i Muhammediye” adı altında yeni bir ordu, bu orduya subay yetiştirmek için de “Mekteb-i Harbiye” (Harp okulu) açıldı. Böylece bugünkü Türkiye Cumhuriyeti ordusunun temeli atılmış oldu.



Sponsorlu Bağlantılar

"Osmanlı Devletinde Ordu" Başlıklı Yazımızı Paylaşın:

+ Facebook'ta Paylaş + Tweet'le Google+ Paylaş WhatsApp'ta Paylaş

Etiketler:, , , , , , ,